Kadın ve erkeklerin toplumun en küçük birimi aileden , sivil toplum örgütlerine, küçük , orta ve büyük ölçekli kurumlara kadar eşit haklarla yer alması konusu 1800 lü yılların sonlarına doğru yoğunca hareketlenmiş ve aslında 1945 den beri de BM ( Birleşmiş Milletler ) Antlaşmasının ilkeleri arasında da yerini almış bir konu. Hatta en temel insan haklarından biri olarak da kabul ediliyor.

Ne varki o günden bu yana istatistiksel sonuçlara bakıldığında başta yönetim kadrolarında olmak üzere , çalışma ve üretme hayatında hala kadınların bu eşitlik platformunda yaşadıklarını ifade edebilmek güç. Hala kariyer fırsatlarında cam tavanları, kariyer basamaklarında çıkarken konulan engelleri rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. Üstelik çok uluslu firmalardan yerel firmalara , küçük ölçekten büyük ölçekli kuruluşlara kadar.

Bununla birlikte küresel anlamda gittikçe kendini gösteren bir duruş olduğunu söylemek mümkün. Bilindiği üzere UN Global Compact ve UN Women ( BM Kadın Birimi ) 2010 yılında bu konuyla ilgili bu duruşu destekler net bir adım attı ve WEP adı verilen ( Women Empowerement Principles / Kadın Güçlendirme Prensiplerini ) hayata geçirdi. Bu prensipleri yavaş yavaş kurumların kabul ettiğini ve iş yerlerinde kadının güçlendirilmesine yönelik aksiyonlar yaptıklarını görüyoruz.

Diğer taraftan son bir kaç senedir medyada ses getiren girişimler olduğunu da görüyoruz. ( seeher, meetoo, heforshe gibi ) Buna yine hizmet eden toplumsal örgütlenmeler de Türkiye de ve dünyada son derece fazlalaştı. Dünyayı bir başka açıdan konuyu alıp sarmalamaya başlayan Kızkardeşlik (Sisterhood ) kavramı ile kadın kadına destek oluşumları da bu güçlenme hareketlerine kesinlikle destek veriyor. Bu konuyla ilgili de epeyi kitap, makale kısacası sosyolojik anlamdaki dönüşümün literatüre yansımalarını görebiliyoruz. Tarihsel olarak Kadının evrimleşmesine baktığımızda da Aydınlanma Dönemi diye tanımladığımız bu dönem aslında Dişil Gücün de ifade bulacağı dönem olarak adlediliyor. Bu durumun feminizm yada feministlik olarak görülmektense, dişil yetkinliklerin sağlayacağı faydaları daha fazla görebilmek ve dengeyi böylelikle bulabilmek olarak adledilmesi yine konuyu ele alırken bakış açımızı derinleştirmek adına kritik önem taşıyor.

Eşitlik yakalandığında toplumun en küçük birimi aile bütünlüğünün, çocukların yetiştirilmesindeki yaklaşımların, mesleki oluşumların, kurumsal çalışan deneyim ve memnuniyetlerinin birlik ve beraberlik adına yollar katedilmiş ve mevcut ve olası sorunların bertaraf edilebileceğine inanıyorum.

Tüm bu yönelimler ile işte tam da bu yüzden Toplumun her yerinde bu konuyu ele almak için Siyasi Liderlerin , Sivil toplum kuruluş liderlerinin , ve topluma yine büyük istihdam ve algı yönetimi ile etkisi olan Kurumsal firmaların Toplumsal Cinsiyet Eşitliği reel anlamda kurumun kültürüne entegre etmesinin aşamalarını kabulü önemli.

Burada altı çizilmesi gereken durum ise konunun ancak Bütünsel olarak ele alındığında kurumda gerçek bir dönüşümü yaratabilmesi.Yani sırasıyla örnek adımları sayacak olur isek ; başta Yönetim Kurullarındaki Eşitlik ve Denge kavramlarının ortak bilince gelmesi için çalışmalardan, evrensel prensipleri uygulamaya almasından, kurumun bütününde Eril ve Dişil Yetkinliklerin kabulünden , Kadınların kendi gerçek güçleri için maskülenleşme ihtiyacına girmeden Kadın gibi kadın olarak güçlendirilmelerine yönelik dönüşüm programlarından ve kurumun içindeki tüm bu dönüşümü son derece önemli gördüğüm toplumsal algı yönetimi adına tüm reklam, iletişim, halkla ilişkiler, kurumsal sosyal sorumluluklar , organizasyonlar  (konferans, zirve, kadın güçlendirme seminerleri vs.) ile desteklemesi olarak sıralayabiliriz.

Böylesi Kurumsal Dönüşüme giren kurumlarında olmazsa olmaz ; Kadınların önündeki engelleri farklı aksiyonlar ile kaldırırken, bireysel güçlendirilmeleri için de bütünsel yaklaşım benimsiyor olması gerekiyor. Yani kadınların da özellikle Ataerkil yanılgılarla bastırılmış olan kendi potansiyellerini yaşamaları ve çevrelerine, kurumlarına verebilmeleri için bir dizi cesaretlendirme programlarını uygulamaya almaları önemli.

Son olarak ; Kurum içindeki Gerçek Cinsiyet Eşitliğine Dönüşüm anlamında yol alırken , kadınların Benlik algısını dengeleyen ve günümüz koşullarındaki, modern hayatın getirmiş olduğu yaşam koşullarında kadın ve erkeğin yerini vurgulayan ve hatta tamamen yapmacılıklıktan uzak gönülden inançla, ve süreklilik ile DOĞALLAŞTIRAN markalar artık tüketicilerin daha da ilgisini çekiyor ve satın alma kararlarını etkiliyor.

Kanımca, bu dünyaya, tam da şu anda Kollektif Bilince hizmet etmesi adına yapılabilecek en büyük toplumsal fayda da budur.